Diğer İnsan Hakları Metinleri
Lahey Konferans Statüsü Statute of the Hague Conference on Private International Law
Hukuk Usulüne Dair Sözleşme Convention relating to Civil Procedure
Uluslararası Satış Sözleşmelerine Uygulanacak Hukuka Dair Sözleşme Convention on the Law Applicable to International Sales of Goods
Uluslararası Satış Sözleşmelerinde Mülkiyet Hakkının Devrini Belirleyecek Hukuka Dair Sözleşme Convention on the Law Governing Transfer of Title in International Sales of Goods
Uluslararası Satış Sözleşmelerinde Seçilen Mahkemenin Yetkisine Dair Sözleşme Convention on the Jurisdiction of the Selected Forum in the Case of International Sales of Goods
Millî Hukuku ile İkametgâh Hukuku Arasındaki İhtilafların Çözümüne İlişkin Sözleşme Convention Relating to the Settlement of the Conflicts Between the Law of Nationality and the Law of Domicile
Yabancı Şirketler, Kurum ve Kuruluşların Tüzel Kişiliğinin Tanınmasına Dair Sözleşme Convention Concerning the Recognition of the Legal Personality of Foreign Companies, Associations and Institutions
Çocuklara Karşı Nafaka Mükellefiyetine Uygulanacak Hukuka Dair Sözleşme Convention on the Law Applicable to Maintenance Obligations Towards Children
Çocuklara Karşı Nafaka Mükellefiyetine Dair Kararların Tanınması ve Tenfizine Dair Sözleşme Convention Concerning the Recognition and Enforcement of Decisions Relating to Maintenance Obligations Towards Children
Küçüklerin Korunmasında Makamların Yetkisine Uygulanacak Kanuna Dair Sözleşme Convention Concerning the Powers of Authorities and the Law Applicable in Respect of the Protection of Minors
Ölüme Bağlı Tasarrufların Şekline İlişkin Kanunlar İhtilafı Kurallarına Dair Sözleşme Convention on the Conflicts of Laws Relating to the Form of Testamentary Dispositions
Yabancı Resmî Belgelerin Tasdikten Muaf Tutulmasına Dair Sözleşme (Apostil) Convention Abolishing the Requirement of Legalisation for Foreign Public Documents
Evlat Edinmeye İlişkin Kararların Tanınması, Uygulanacak Hukuk ve Yetkiye Dair Sözleşme Convention on Jurisdiction, Applicable Law and Recognition of Decrees Relating to Adoptions
Hukukî ve Ticari Konularda Adlî ve Gayrîadlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi Convention on the Service Abroad of Judicial and Extrajudicial Documents in Civil or Commercial Matters
Yetkili Mahkeme Seçimine Dair Sözleşme Convention on the Choice of Court
Hukukî ve Ticarî Konularda Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi Sözleşmesi Convention on the Recognition and Enforcement of Foreign Judgments in Civil and Commercial Matters
Hukukî ve Ticarî Konularda Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi Sözleşmesine Ek Protokol Supplementary Protocol to the Convention on the Recognition and Enforcement of Foreign Judgments in Civil and Commercial Matters
Boşanma ve Ayrılıkların Tanınmasına Dair Lahey Sözleşmesi Convention on the Recognition of Divorces and Legal Separations
Tarihli Trafik kazlarına Uygulanacak Hukuka Dair Sözleşme Convention on the Law Applicable to Traffic Accidents
Tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Yabancı Ülkelerde Delil Sağlanmasına Hakkında Sözleşme Convention on the Taking of Evidence Abroad in Civil or Commercial Matters
Ölen Kişilerin Mallarının Uluslararası Yönetimine İlişkin Sözleşme Convention Concerning the International Administration of the Estates of Deceased Persons
İmalatçının Sorumluluğuna Uygulanacak Kanuna Dair Sözleşme Convention on the Law Applicable to Products Liability
Nafaka Mükellefiyetine İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizine Dair Sözleşme Convention on the Recognition and Enforcement of Decisions Relating to Maintenance Obligations
Nafaka Mükellefiyetine Uygulanacak Hukuka Dair Sözleşme Convention on the Law Applicable to Maintenance Obligations
Evlilikte Mal Rejimlerine Uygulanacak Hukuka İlişkin Sözleşme Convention on the Law Applicable to Matrimonial Property Regimes
Nikah ve Evlenmenin Geçerliliğinin Tanınmasına Dair Sözleşme Convention on Celebration and Recognition of the Validity of Marriages
Aracılık Akitlerine Uygulanacak Hukuka Dair Sözleşme Convention on the Law Applicable to Agency
Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşme Convention on the Civil Aspects of International Child Abduction
Uluslararası Adalete Erişim Sözleşmesi Convention on International Access to Justice
Tröstlerin Tanınmasına ve Uygulanacak Kanuna Dair Sözleşme Convention on the Law Applicable to Trusts and on Their Recognition
Uluslararası Satışı Sözleşmelerine Uygulanacak Hukuka Dair Sözleşme Convention on the Law Applicable to Contracts for the International Sale of Goods
Ölen Kişilerin Malvarlıklarının Mirasçılarına İntikaline Uygulanacak Hukuka Dair Sözleşme Convention on the Law Applicable to Succession to the Estates of Deceased Persons
Çocukların Korunması ve Uluslararası Evlat Edinilmeleri Hususunda İşbirliğine Dair Sözleşme Convention on Protection of Children and Co-operation in Respect of Intercountry Adoption
Velayet Sorumluluğu ve Çocukların Korunması Hakkında Tedbirler Yönünden Yetki, Uygulanacak Hukuk, Tanıma, Tenfiz ve İşbirliğine Dair Sözleşme Convention on Jurisdiction, Applicable Law, Recognition, Enforcement and Co-operation in Respect of Parental Responsibility and Measures for the Protection of Children
Yetişkinlerin Uluslararası Korunmasına Dair Sözleşme Convention on the International Protection of Adults
Aracı ile Tutulan Menkul Kıymetlere İlişkin Belirli Haklara Uygulanabilir Kanun Sözleşmesi Convention on the Law Applicable to Certain Rights in Respect of Securities Held With an Intermediary
Uluslararası Çocuk Destek ve Diğer Aile Bakım Biçimlerinin Geri Kazanımı Sözleşmesi Convention of the International Recovery of Child Support and Other Forms of Family Maintenance
KURULUŞ
4 Mayıs 1998 tarihinde gerçekleştirilen 102. Avrupa Konseyi (AK) Bakanlar Komitesi toplantısında alınan (98) 7 sayılı ilke kararı ile, “1 Mayıs 1999 tarihi itibariyle bir ‘genişletilmiş kısmi anlaşma’ şeklinde” Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO) kurulması yetkisi tesis edilmiş olup, iş bu yetkiye dayanarak 17 kurucu üye devlet tarafından (99) 5 sayılı ilke kararı ile GRECO 1 Mayıs 1999 günü itibariyle kurulmuştur.

KATILIM
Avrupa Konseyi bünyesinde tesis edilen ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile birlikte Konseyin en prestijli uluslararası organizasyonu olarak kabul edilen GRECO, yolsuzlukla mücadele alanında uluslararası ünü ve prestiji haiz, esnek ve etkin bir mekanizmadır. Katılım için AK’ne üye olmak gerekli değildir. Tam üyelik için aranan tek koşul, GRECO tarafından değerlendirilmeye alınmayı kayıtsız şartsız olarak kabul etmek ve “karşılıklı değerlendirme” aşamalarına herhangi bir çekince koymaksızın katılmaktır.
GRECO’ya Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin yanı sıra, ABD de üyedir. GRECO’ya katılım sürekli artmakta olup, 13 Ocak 2011 tarihinde Gruba katılan Belarus ile birlikte üye sayısı 49’a ulaşmıştır. Ülkemiz, ulusal ve uluslararası alanda önemli bir sorun halini alan yolsuzluk olgusuyla mücadele konusundaki irade ve kararlılığının bir göstergesi olarak, 1 Ocak 2004 tarihinde GRECO’ya üye olmuştur.

AMAÇ
GRECO’nun amacı, dinamik karşılıklı değerlendirme süreci (a dynamic process of mutual evaluation) ve emsal baskısı (peer pressure) mekanizmalarını işletmek suretiyle üyelerinin Avrupa Konseyi tarafından oluşturulan yolsuzlukla mücadele standartlarına uygunluğunu değerlendirmek ve bu yolda kapasitelerinin artırılmasına yardımcı olmaktır.

YOLSUZLUKLA MÜCADELEDE AVRUPA KONSEYİ STANDARTLARI
Yolsuzlukla mücadele açısından Avrupa Konseyi standartlarını belirleyen temel enstrümanlar aşağıda sıralanmıştır.
1    Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi (No: 173)
2    Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi (No: 174)
3    Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesine Ek Protokol (No: 191) [Türkiye tarafından 12.04.2012 tarihinde imzalanmıştır. Sözleşmenin onaylanmasına ilişkin işlemler devam etmektedir.] (Türkçe)
4    Bakanlar Komitesinin Siyasi Partiler ve Seçim Kampanyalarındaki Yolsuzluklarla Mücadelede Genel Kurallar Hakkında R (2003) 4 Nolu Tavsiyesi (İngilizce)
5    Yolsuzlukla Mücadelede (97) 24 Nolu Yirmi Temel İlke Kararı (İngilizce)
6    Bakanlar Komitesinin Kamu Görevlileri İçin Davranış Kuralları Hakkında R (2000) 10 Nolu Tavsiyesi (İngilizce)

GRECO ÇALIŞMA YÖNTEMİ
Çalışma biçimine gelince, GRECO  ülkeleri aşama aşama değerlendirmektedir. Bu aşamalar, dönemleri ve kapsadığı konuları itibariyle aşağıdaki gibidir:

 

EVRELER

DÖNEM

KONU

Birinci Değerlendirme Aşaması

2000-2002

  • Yolsuzluk suçlarının önlenmesi, soruşturulması, yargılanması ve karara bağlanmasından sorumlu kişilerin ya da kurulların bağımsızlığı, özerkliği ve yetkileri;
  • Yolsuzlukla mücadeleden sorumlu kişi ya da kurulların uzmanlaşmalarının teşvik edilmesi ve görevlerini yerine getirebilmeleri için uygun imkan ve eğitimin sağlanması;
  • Yolsuzluk davalarıyla ilgili soruşturma, kovuşturma ve cezadan muafiyet konuları

İkinci Değerlendirme Aşaması

2003-2006

  • Yolsuzluk gelirlerine elkoyma ve müsadere;
  • Kamu yönetimi ve yolsuzluk;
  • Tüzel kişiler ve yolsuzluk

Üçüncü Değerlendirme Aşaması

2007-2012

1.Tema

SUÇ HALİNE GETİRME:

  • Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi’nin (ETS 173) 1a ve 1b, 2-12, 15-17. maddeleri ve 19. maddenin 1. fıkrası,
  • Ek Protokolünün (ETS 191) 1-6. maddeleri ve
  • Rehber İlkeler 2 (yolsuzluğun suç haline getirilmesi).

2.Tema

SİYASİ PARTİLERİN FİNANSMANINDA ŞEFFAFLIK

  • Siyasi Partilerin ve Seçim Kampanyalarının Finansmanında Yolsuzluğa Karşı Ortak Kurallar Tavsiyesinin Rec(2003)4 8, 11, 12, 13b, 14 ve 16. maddeleri ve
  • Rehber İlke 15 (siyasi partilerin ve seçim kampanyalarının finansmanı)

Dördüncü Değerlendirme Aşaması

2012-

1.Kısım

Parlamento üyeleri açısından yolsuzlukla mücadele
 

2.Kısım

Hâkim ve savcılar açısından yolsuzlukla mücadele
 


GRECO, kural olarak her bir değerlendirme aşaması (evaluation round) ile ilgili ayrı ayrı olmak üzere; öncelikle ülkeleri, değerlendirme sualnamelerine (evaluation questionnaire) verilen cevaplar ve yerinde ziyaret/ülke ziyareti (on-site visit) çerçevesinde toplanan bilgiler esas alınarak değerlendirmeye tabi tutmaktadır.

Bilahere, incelenen ülke tarafından karşılanması gerekli görülen tavsiyelerin yer aldığı ülke değerlendirme raporu (evaluation report) GRECO genel kurulunda kabul edilir ve ülkelerden bu tavsiyeleri 18 ay içerisinde yerine getirmesi istenir.

En geç 18 ay içerisinde incelenen ülke tarafından GRECO Sekreteryasına sunulması zorunlu olan durum raporu (situation report) üzerine GRECO Sekreteryasının yardımı ile ülke raportörleri tarafından taslak uygunluk raporu hazırlanır. GRECO genel kurulunda kabul edilen uygunluk raporu (compliance report) veya gerek görülmesi halinde ek 12-18 aylık bir dönem sonunda, yine GRECO genel kurulunda kabul edilen ek uygunluk raporu (addendum compliance report) ve/veya ara uygunluk raporu (interim compliance report) ve/veya ikinci uygunluk raporu (second compliance report) ile tavsiyelerin ne ölçüde yerine getirildiği belirlenir.

Yukarıda zikredilen raporların hepsi, incelenen ülkenin izniyle GRECO sitesinde İngilizce ve Fransızca olarak, ilgili ülke tarafından ise, kendi dilinde tercümesiyle uluslararası ve ulusal düzlemde kamunun erişimine açık hale getirilir. Uygulamada, tüm ülkeler kısa bir süre içinde raporun yayınlanmasına izin vermektedirler.

Ayrıca, GRECO tarafından kabul edilen ülke değerlendirme raporları, değişik uluslararası kuruluşların yanı sıra aday ülke olduğumuz Avrupa Birliği tarafından da, özelikle ilerleme raporları bağlamında, ilgili ülkenin yolsuzlukla mücadele kapasitesinin değerlendirilmesinde referans alınmaktadır.
GRECO, üyelerinin zorunlu ya da gönüllü katkıları ile faaliyetlerini sürdürmektedir. GRECO bütçesine ülkemizin zorunlu katkı payı, Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenmektedir. GRECO üyelerinin yılda 4 ya da 5 kez Strazburg’da yapılan düzenli genel kurul toplantılarına, genelde Adalet Bakanlığı daimi temsilcileri katılmaktadır.

TÜRKİYE I. ve II. AŞAMA DEĞERLENDİRME SÜRECİ
Birinci Aşama Değerlendirme sürecinin temasını,
  • Yolsuzluk suçlarının önlenmesi, soruşturulması, yargılanması ve karara bağlanmasından sorumlu kişilerin ya da kurulların bağımsızlığı, özerkliği ve yetkileri;
  • Yolsuzlukla mücadeleden sorumlu kişi ya da kurulların uzmanlaşmalarının teşvik edilmesi ve görevlerini yerine getirebilmeleri için uygun imkan ve eğitimin sağlanması;
  • Yolsuzluk davalarıyla ilgili soruşturma, kovuşturma ve cezadan muafiyet konuları,
İkinci Aşama Değerlendirme sürecinin temasını ise,
  • Yolsuzluk gelirlerine elkoyma ve müsadere;
  • Kamu yönetimi ve yolsuzluk;
  • Tüzel kişiler ve yolsuzluk konuları oluşturmuştur
Türkiye’nin GRECO’ya üye olduğu tarihte (1 Ocak 2004) Birinci Aşama Değerlendirme süreci tamamlanmış olduğundan, GRECO’ya sonradan katılan diğer ülkeler gibi Ülkemiz de Birinci ve İkinci Aşama Ortak Değerlendirmesine tabi tutulmuştur.

Sualname süreci ve yerinde ziyaret sonrası hazırlanarak 6-10 Mart 2006 tarihlerinde yapılan 27. Genel Kurul Toplantısında kabul edilen Birinci ve İkinci Aşama Ortak Değerlendirme Raporu 21 tavsiyeden müteşekkildir.

GRECO, değerlendirme raporlarında tavsiyelerde bulunmakla yetinmekte, tavsiyelerin yerine getirilme yöntem ve şeklini ilgili ülkenin iç hukuk ve sistemine bırakmaktadır. Değerlendirme raporunun kabulünden itibaren 18 ay sonra ilgili ülke tavsiyelerin yerine getirilmesi konusunda yapılanlara ilişkin bir durum raporu (situation report) sunmaktadır.

31 Mart - 4 Nisan 2008 tarihlerinde yapılan GRECO 37. Genel Kurul Toplantısında, Ülkemizin Birinci ve İkinci Aşama Ortak Değerlendirme Raporunda yer alan tavsiyelerin yerine getirilmesine ilişkin "Uygunluk Raporu" görüşülerek kabul edilmiştir.

Kabul edilen uygunluk raporunda; 7 tavsiyenin "yerine getirildiği", 8 tavsiyenin "kısmen yerine getirildiği", 6 tavsiyenin ise "yerine getirilmediği" kararlaştırılmıştır.

Ne taslak raporda ne de Genel Kurul görüşmelerinde ülkemiz hakkında izleme süreci ihtimali gündeme getirilmemiş, bilakis Alman ve Hırvat raportörler tam yerine kısmen yerine getirilen tavsiyelerin çokluğunu Türkiye’nin tavsiyeleri uygulamada kararlı olduğu şeklinde yorumlamışlardır.

Yerine getirilmediğine ve kısmen yerin getirildiğine karar verilen tavsiyelere ilişkin Ekim 2009’da Bakanlığımızca hazırlanan Ek Durum Raporu GRECO Sekreteryasına sunulmuştur.

Söz konusu Durum Raporu 7-11 Haziran 2010 tarihlerinde yapılan 47. GRECO Genel Kurulunda ele alınmış ve toplantı sonucunda kabul edilen ikinci uygunluk raporu ile daha önce yerine getirilmediği tespit edilen tavsiyelerden 4’ünün "kısmen yerine getirildiğine", 2 tavsiyenin ise "yerine getirilmediğine" karar verilmiştir.

İş bu Birinci ve İkinci Aşama Ortak Ek Uygunluk Raporunun kabulü Türkiye’ye ilişkin Birinci ve İkinci Aşama Ortak Değerlendirme süreci sona ermiştir.

TÜRKİYE III. AŞAMA DEĞERLENDİRME SÜRECİ
GRECO’nun III. Aşama Değerlendirme süreci iki temadan müteşekkildir:

 

EVRELER

DÖNEM

KONU

Birici Değerlendirme Aşaması

2000-2002

  • Yolsuzluk suçlarının önlenmesi, soruşturulması, yargılanması ve karara bağlanmasından sorumlu kişilerin ya da kurulların bağımsızlığı, özerkliği ve yetkileri;
  • Yolsuzlukla mücadeleden sorumlu kişi ya da kurulların uzmanlaşmalarının teşvik edilmesi ve görevlerini yerine getirebilmeleri için uygun imkan ve eğitimin sağlanması;
  • Yolsuzluk davalarıyla ilgili soruşturma, kovuşturma ve cezadan muafiyet konuları

İkinci Değerlendirme Aşaması

2003-2006

  • Yolsuzluk gelirlerine elkoyma ve müsadere;
  • Kamu yönetimi ve yolsuzluk;
  • Tüzel kişiler ve yolsuzluk

Üçüncü Değerlendirme Aşaması

2007-2012

1.Tema

SUÇ HALİNE GETİRME:

  • Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi’nin (ETS 173) 1a ve 1b, 2-12, 15-17. maddeleri ve 19. maddenin 1. fıkrası,
  • Ek Protokolünün (ETS 191) 1-6. maddeleri ve
  • Rehber İlkeler 2 (yolsuzluğun suç haline getirilmesi).

2.Tema

SİYASİ PARTİLERİN FİNANSMANINDA ŞEFFAFLIK

  • Siyasi Partilerin ve Seçim Kampanyalarının Finansmanında Yolsuzluğa Karşı Ortak Kurallar Tavsiyesinin Rec(2003)4 8, 11, 12, 13b, 14 ve 16. maddeleri ve
  • Rehber İlke 15 (siyasi partilerin ve seçim kampanyalarının finansmanı)

Dördüncü Değerlendirme Aşaması

2012-

1.Kısım

Parlamento üyeleri açısından yolsuzlukla mücadele
 

2.Kısım

Hâkim ve savcılar açısından yolsuzlukla mücadele
 


Üçüncü Aşama Değerlendirme süreci kapsamında, bir GRECO değerlendirme ekibi 19-23 Ekim 2009 tarihlerinde Ülkemize yerinde inceleme ziyareti (on-site visit) gerçekleştirmiştir.

Söz konusu ziyaretin başarılı ve verimli geçtiği, organizasyonun fevkalâde olduğu değerlendirmeciler tarafından hem ülkemizden ayrılmadan önce, hem de raporların görüşülmesi sırasında Genel Kurul önünde ifade edilmiştir.

Ülkemize yönelik Üçüncü Aşama Değerlendirme Raporları (Tema I ve Tema II) 22-26 Mart 2010 tarihleri arasında Strazbourg’ta yapılan 46. Genel Kurul toplantısında görüşülerek kabul edilmiştir. Raporlara göre ülkemize, suç haline getirme (Tema I) kapsamında 8, siyasi partilerin finansmanında şeffaflık (Tema II) başlığı altında ise 9 tavsiye yöneltilmiştir. Ayrıca alınan karar gereği ülkemiz, tavsiyelerle ilgili gerekli düzenlemeleri yapmaya ve 30 Eylül 2011 tarihine kadar bir Durum Raporu vermeye davet edilmiştir.

Söz konusu Durum Raporu, o güne kadar yapılan çalışmaları içerecek şekilde 30 Eylül 2011 tarihinde GRECO Sekreteryasına sunulmuş, akabinde, özellikle TBMM gündemine getirilen yargının etkinleştirilmesi paketinde yer alan rüşvet düzenlemelerini de kapsayan ilave bilgileri içeren ek rapor 25 Ocak 2012 tarihinde yine GRECO Sekretaryasına iletilmiştir.

3. Aşama uygunluk raporu 20-23 Mart 2012 tarihli 54. Genel Kurul Toplantısında kabul edilmiştir. Rapora göre, suç haline getirme (Tema I) kapsamında ülkemize yöneltilen 8 tavsiyenin 8'inin de "kısmen yerine getirildiği", siyasi partilerin finansmanında şeffaflık (Tema II) başlığı altında ülkemize yöneltilen 9 tavsiyeden 4'ünün "kısmen yerine getirildiği" 5'inin ise "yerine getirilmediği" kararlaştırılmıştır. Ülkemize tavsiyeleri karşılaması için ek süre verilmiştir.

Bilindiği gibi GRECO Usûl Kurallarına (İç Tüzüğüne) göre;
  • Ülkelere tavsiyeleri yerine getirmesi için ek bir süre verilmektedir. (Madde 32/2-i),
  • GRECO başkanı, bir sureti GRECO Yürütme Komitesine de iletilen ve GRECO tavsiyelerinin yerine getirilmesi hususuna dikkat çeken bir mektubu ilgili ülkenin GRECO nezdindeki heyet başkanına göndermektedir. (Madde 32/2-ii),
  • GRECO, üye ülke bakanlarından oluşan Avrupu Konseyi Bakanlar Komitesi başkanını, ilgili ülkenin daimi temsilciliğine tavsiyelere uyulmasını ihtar eden mektup göndermeye davet eder. (Madde 32/2-iii),
  • GRECO, Avrupa Konseyi Genel Sekreterini, ilgili ülkenin Dışişleri Bakanına tavsiyelere uyulmasını ihtar eden mektup göndermeye davet eder. (Madde 32/2-iv),
  • GRECO Başkanı ve Sekretarya Başkanı, AK Hukuk İşleri Genel Müdürü ve bazı ülke heyet başkanlarının da aralarında olduğu üst düzey bir heyet oluşturarak ilgili ülkeye mesaj iletilmesi sağlanır. (Madde 32/2-v),
  • Konu GRECO Tüzüğü’nün 16. Maddesi çerçevesinde Bakanlar Komitesine sunulur. (Madde 33),
Bakanlar Komitesi süreci tamamen ilgili ülkeye siyasi baskının yapılacağı süreç olup, burada göze çarpan en önemli husus ilgili ülkenin tavsiyeleri yerine getirmediği hususunda Bakanlar Komitesinin basın açıklaması yapmasıdır.

Bununla birlikte, GRECO’nun uluslararası kamuoyunda etkinliği giderek artmakta olup, ilerleme raporlarını hazırlarken Avrupa Birliği, Avrupa Parlamentosu, OECD, Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlarla Transparency International gibi birçok uluslararası sivil toplum örgütünün GRECO çalışmalarını yakından takip ettiği ve GRECO raporlarını kendi çalışmalarında referans aldığı görülmektedir.


 
GRECO TÜRKİYE RAPORLARI Türkçe İngilizce Fransızca
I. ve II. Aşama Değerlendirme Raporu indir indir indir

Uygunluk Raporu
 
indir indir indir
Ek Uygunluk Raporu indir indir indir
III. Aşama Değerlendirme Raporu Tema I indir indir indir
Tema II indir indir indir
Uygunluk Raporu

indir

indir indir

OECD TİCARİ İŞLERDE YABANCI KAMU GÖREVLİSİNE RÜŞVETİN ÖNLENMESİ SÖZLEŞMESİ RÜŞVETLE MÜCADELE ÇALIŞMA GRUBU (WGB) FAALİYETLERİ

Ülkemizin uzun yıllardan bu yana üyesi olduğu İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD)'nın “Ticari İşlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi” Ülkemiz tarafından 17/12/1997 yılında imzalanmış ve bu imza 01/02/2000 tarih ve 4518 sayılı yasa ile onaylanmış olmakla, Ülkemiz bu Sözleşme'ye taraf olmuştur. 

Yabancı kamu görevlilerine rüşvet verilmesinin önlenmesini ve bu çerçevede; yabancı bir ülkede, ticari iş ilişkileri çerçevesinde yabancı kamu görevlilerine rüşvet veren kişilerin, bu eylemleri nedeniyle vatandaşı oldukları ülkede cezalandırılmalarını öngören bu Sözleşme uyarınca, bir “Rüşvetle Mücadele Çalışma Grubu (WGB)” kurulmuş ve taraf ülkelerin temsilcilerinden oluşan bu Çalışma Grubu, Sözleşme'nin uygulanmasını denetlemek amacıyla taraf ülkelerin mevzuat yapılarını ve bu suça ilişkin idari ve adli düzenlemelerini denetlemeye başlamıştır.

Bu kapsamda, Ülkemizin 1. Aşama İncelemesi 11-13 Şubat 2007 tarihleri arasında gerçekleştirilmiş, inceleme sonucunda kabul edilen Türkiye Raporu'nda, mevzuatımızın Sözleşme'ye uygun olduğu saptanmış ancak bir kısım eksikliklerin giderilmesi tavsiye edilmiştir. 

Ülkemizin 2. Aşama İncelemesi ise 7-11 Mayıs 2007 tarihlerinde gerekleştirilen yerinde inceleme ile başlamış ve 4-7 Aralık 2007 tarihleri arasıda yapılan Çalışma Grubu toplantısında sona ermiştir. Ancak, mevzuatımızda ilk inceleme ile tespit edilen eksikliklerin giderilmemiş olması nedeniyle Çalışma Grubu, Ülkemizin 2. İncelemeyi tekrar etmesine karar vermiştir. 

Bunun üzerine, Başbakanlık Dış İlişkiler Başkanlığı'nın 04/02/2008 tarihli yazısıyla, daha evvel Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Ekonomik ilişkiler Genel Müdür Yardımcılığı tarafından, bu Sözleşme kapsamında gerçekleştirilen koordinasyon görevinin, Adalet Bakanlığı tarafından yerine getirilmesine karar verildiği bildirilmiş olup, bu görev halen Bakanlığımız adına Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir. 

Bu çerçevede; anılan sözleşme kapsamında, Türkiye 2. Aşama Tekrar İncelemesine yönelik olarak, OECD Sekreteryası ve lider inceleyici ülke temsilcileri 19-21 Ocak 2009 tarihinde Ankara ve İstanbul’da yerinde inceleme ziyaretlerinde bulunmuşlardır. Bu ziyarette kamu sektörü, özel sektör, işçi ve işveren temsilcileri ile sivil toplum örgütlerinden çok sayıda temsilci katılmış, yapılan çalışmalar OECD temsilcileri tarafından takdirle karşılanmış ve buna ilişkin olarak Türkiye 2. Aşama Tekrar İncelemesi Raporu hazırlanmıştır. 

16-19 Haziran 2009 tarihlerinde Paris’te OECD Merkezinde, Rüşvetle Mücadele Çalışma Grubu toplantısında Ülkemiz hakkında hazırlanan rapor görüşülerek karara bağlanmış ve basın açıklaması yapılmasına karar verilmiştir. Raporun görüşülmesi sırasında Türkiye’nin 2. Aşama Tekrar İncelemesine tabi tutulan ülkeler arasında bu kadar kısa sürede en fazla gelişme kaydeden ülke olduğu açıkça ifade edilmiş, Türkiye’nin inceleme sürecinde OECD Sekreteryası ile yaptığı işbirliği diğer ülkelere örnek gösterilmiştir.

Türkiye raporunda Ülkemiz tarafından yapılan çalışmaların takdirle karşılandığı belirtilerek üç hususta tavsiyede bulunulmuştur. Bunlardan ilki, Aralık 2009’da Türkiye’nin vereceği yazılı raporda dış rüşvete ilişkin yapılan soruşturmalar hakkında Çalışma Grubu’na bilgi verilmesi ve bu tip soruşturmaların doğrudan Cumhuriyet Savcıları tarafından başlatılması; ikinci olarak, TBMM Genel kurul gündeminde bulunan ve tüzel kişilere idari para cezası verilmesi öngörülen kanun tasarısının derhal kabul edilmesi; üçüncü olarak da, bilinç arttırıcı faaliyetlere devam edilerek KOBİ’lere yönelik bu tip faaliyetlerin arttırılması şeklindedir. 

TBMM’ deki Yasa kabul edilmiş ve 9 Temmuz 2009 tarihli Resmi Gazete’ de yayımlanarak yürürlüğe giren Yasa ile Kabahatler Kanununa 43/A maddesi ile Rüşvet suçundan lehine yarar sağlayan Tüzel Kişilere 10 bin liradan 2 milyon liraya kadar idari para cezası verilmesi hükme bağlanmış ve buna yönelik tavsiye yerine getirilmiş, diğer iki tavsiyenin de yerine getirilmesi yönünde çalışmalar tamamlanmıştır. 

Yürütülen bu çalışmalar, Aralık 2009 ayında düzenlenen Çalışma Grubu toplantısında sözlü olarak Sözleşme'ye taraf ülke temsilcilerine aktarılmış, 2010 yılı Mart ayında yapılan Çalışma Grubu toplantısında ise sunulan bir yazılı rapor ile gelişmeler Grup üyelerine bildirilmiştir. 

2010 yılı içinde yapılan diğer toplantılarda ise Türkiye'de yabancı kamu görevlilerine rüşvet verilmesi suçlarından devam eden soruşturmalar ile ilgili olarak bilgi verilmiş ve Çalışma Grubunda diğer üye ülkeler için devam eden 3. Aşama İncelemeleri takip edilmiştir. 

Mayıs 2010 tarihinde Finlandiya ile başlayan ve tamamen yabancı kamu görevlilerine rüşvetin önlenmesine yönelik olarak ortaya konan yasal düzenlemelerin etkin bir biçimde uygulanmasının tespitine odaklanan 3. Aşama İncelemelerinde Türkiye için inceleme tarihleri; Eylül 2013 (yazılı sorulara cevap verilmesi), Ekim 2013 (yerinde inceleme ziyareti) ve Mart 2014 (3. Aşama İncelemesi Raporu'nun Çalışma Grubunda görüşülmesi) olarak tespit edilmiş bulunmaktadır.

Öte yandan, Ülkemizin “İnceleyici Ülke” olarak, Slovakya (Aralık 2011-Haziran 2012) ve Polonya (Aralık 2012-Haziran 2013) için de bu ülkelerin 3. Aşama İncelemelerine katılması öngörülmektedir.

25 Eylül 1969 tarihinde kurulan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) amacı, İslam Dünyasının hak ve çıkarlarını korumak, Üye Devletler arasında işbirliği ve dayanışmayı güçlendirmek olarak belirlenmiştir.

Teşkilat, Cidde, Suudi Arabistan merkezli faaliyet göstermektedir. Teşkilatın Genel Sekreteri, Dr. Yousef bin Ahmad Al-Othaimeen olup hâlihazırda 57 üyesi bulunmaktadır.

Türkiye Teşkilat’a kuruluşundan bu yana üyedir.

Gözlemci ülkeler: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (Kıbrıs Türk Devleti adıyla), Bosna-Hersek, Orta Afrika Cumhuriyeti, Rusya, Tayland’tır.

2008 yılındaki Teşkilat Şartı’da yapılan değişiklikler kapsamında, üye devletler İslam dünyasının hükümetler arası ilk uzman insan hakları organı olarak Bağımsız Daimi İnsan Hakları Komisyonu’nu oluşturmuşlardır.

Şartın 15 inci maddesine göre “Bağımsız Daimi İnsan Hakları Komisyonu’nun, Teşkilatın anlaşmaları ve bildirileri ile evrensel kabul görmüş insan hakları belgelerinde koruma altına alınmış medeni, siyasi, sosyal ve ekonomik hakları, İslamî değerlere uygun olarak teşvik edeceği” hükme bağlanmıştır.

Komisyon çalışmalarını, olağan toplantılar, olağanüstü toplantılar, çalışma grubu toplantıları, uluslararası toplantılara iştirak, ziyaretler, üye ülkelerin talebi üzerine yeni insan hakları belgeleri hazırlama, araştırma, incelemeler ve raporlar yapma ve yaptırma, istişarî görüş verme, teknik işbirliği, insan haklarına ilişkin farkındalık ve eğitim çalışmaları gibi vasıtalarla gerçekleştirmektedir.

İslam İşbirliği Teşkilatı İnsan Hakları Bildirgesi (Kahire Bildirgesi) için Tıklayınız

I) Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Kurulması

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kurulmasına neden olan olaylardan önce 4.12.1989 tarih ve A/Res. 44/39 sayılı kararıyla insanlığın güvenliğine ve barışa karşı işlenen suçlar kapsamında böyle bir mahkeme konusunun incelenmesini Uluslararası Hukuk Komisyonu'ndan istemiştir.

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kurulması yönünde ilk nihaî tasarı, yaşanan son insanlık dışı olayların etkisi ile, Eski Yugoslavya Ceza Mahkemesi Statüsü'nün Güvenlik Konseyince kabulünden sonraki 1 yıldan az bir süre içinde bitirilmiş ve Uluslararası Hukuk Komisyonu'nun Uluslararası Ceza Mahkemesi tasarısı üye devletlerin bilgisine sunulmuştur. Nihayet, Roma'da 15 Haziran İle 17 Temmuz 1998 tarihleri arasında toplanan Tam Yetkili Temsilcilerden oluşan BM Diplomatik Konferansı’nda tasarı ve değişiklik önerileri tartışılmış, Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü 120 devletin olumlu, 7 devletin olumsuz ve 21 devletin de çekimser oyu ile kabul edilerek 18 Temmuz 1998 tarihinde tüm devletlerin imzasına açılmıştır.

Altmışıncı onay belgesinin BM Genel Sekreterliğine tesliminden 60 gün sonra yürürlüğe girmesi öngörülen Statü'nün, 11 Nisan 2002 tarihinde 66 devlet tarafından onaylanmasından sonra, Mahkeme, 11 Temmuz 2002 tarihi itibariyle faaliyetine başlamıştır.

II) Roma Statüsü'nün içeriği

Uluslararası Ceza Mahkemesi, Eski Yugoslavya topraklarında ve Ruanda'da işlenen uluslararası cürümleri kovuşturmak üzere, BM Güvenlik Konseyi Kararı ile özel olarak kurulan Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemelerinden kuruluş, görev ve kuralların düzenlenmesi bakımından ciddi şekilde bir farklılık göstermektedir. Gerçekten, bu mahkeme anılan mahkemelerden farklı olarak uluslararası bir anlaşma ile kurulmakta olup, gerek ilgili yönetmelikleri çıkartmak ve gerekse boşlukları doldurmak konusunda yetkili organı, bu anlaşmaya taraf olan ülkelerden oluşan Üye Devletler Meclisi olmaktadır.

Sürekli bir mahkeme olarak olağan bir mahkeme olma özelliğine sahip olacak olan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Statüsünü içeren Roma Anlaşması bir dibace ile 13 bölüm içeren 128 maddeden oluşmaktadır.

Anlaşmaya göre, kuruluşu bakımından Uluslararası Ceza Mahkemesi sürekli bir mahkeme olup, uluslararası nitelikteki en ağır cürümlerden sanık kişileri kovuşturma görevini üstlenmiş, ulusal mahkemelerin tamamlayıcısı bir mahkeme konumundadır. Mahkeme'nin millî mahkemelerin tamamlayıcısı (complementarity principle) olduğu Statü'nün 1. maddesinde yer almaktadır.

Mahkeme'nin merkezi Lahey olarak belirlenmiştir. Ancak hâkimler uygun görürse, Mahkeme başka bir yerde toplanabilir (md.3).

Uluslararası Ceza Mahkemesi, görevinin gerektirdiği uluslararası bir hukuki kişiliğe sahip olup, yetkilerini her üye devletin toprağı üzerinde kullanabileceği gibi, bir ayrı anlaşma ile diğer devletlerde de bu yetkiye sahip olabilir (md.4).

Mahkeme'nin görev alanı, uluslararası toplumun tamamını ilgilendiren, en ağır cürümler olup, bunlar soykırım suçu, insanlığa karşı işlenen cürümler, savaş suçları ve barışa karşı işlenen suç olarak da saldırı suçudur (md.5).

Ancak saldırı suçunun tanımı Statü'de yapılmamış olup, bu konudaki çalışmalar hâlen devam etmektedir. Statü, esas itibariyle taraf devletlere uygulanmakla birlikte, anlaşmaya taraf olmayan bir devletin bu suçların kovuşturulması bakımından mahkemeyi yetkili kılması, mahkeme kalemine yapacağı bir beyan ile mümkün olabilmektedir. Ayrıca, BM Güvenlik Konseyi'nin, BM Şartı’nın 7. bölümü çerçevesinde bir karar alarak, olayı Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığına intikal ettirmesi hâlinde de, Mahkeme özel görevli bir mahkeme gibi davaya bakacaktır. Ancak, Güvenlik Konseyi'nin Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne başvurma imkânı, Sözleşmenin yürürlüğe girme tarihinden itibaren başlayacaktır.

III) Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Yapısı

Roma'da toplanan diplomatik konferans sonunda 17/7/1998 tarihinde kabul edilen Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü ile kurulması öngörülen mahkeme 18 yargıçtan oluşacaktır (md. 36/1). Mahkemenin yargıç sayısının arttırılması olanağı vardır (md. 36/2).

Uluslararası Ceza Mahkemesi, Başkan ve 4 yargıçtan oluşan İstinaf Bölümüne en az 6 yargıçtan oluşan Birinci Derece Bölümüne ve yine en az 6 yargıçtan oluşan Hazırlık Bölümüne sahip olup, Birinci Derece Dairesi her davaya 3 yargıçla ve Hazırlık Dairesi her davaya 3 ya da bir yargıçla bakmak zorundadır (md. 39). Mahkemenin anılan Bölümlerinden başka Savcılığı ve yazmanlığı bulunmaktadır (md. 34).

Mahkeme hâkimlerinin ceza hukuku veya uluslararası hukuk alanında özellikle insancıl hukuk ve insan hakları uygulamasında bulunmuş olmaları şartı aranır, (md. 36/3) Hâkimler 9 yıllığına seçilir, ancak seçilenlerin üçte biri üç yıl, ikinci üçte biri altı yıl, son üçte biri de dokuz yıl için seçilir ve süresi biten hâkim tekrar seçilebilir (md. 36/9).

Savcılık Örgütü, Uluslararası Ceza Mahkemesi bünyesinde hiç bir makamdan emir ve talimat almayan bağımsız bir organ olup, Üye Devletler Meclisi tarafından üye tam sayısının yarıdan bir fazlasının gizli oyu ile seçilen bir savcı ile bu savcının her boş kadro için belirleyeceği üç aday arasından aynı şekilde Üye Devletler Meclisi tarafından seçilen savcı yardımcılarından oluşur (md. 42/1-4).

Savcının soruşturma açması, sadece kendiliğinden değil üye devletlerden birinin istemi üzerine de olabileceği gibi, BM Güvenlik Konseyi'nin BM Şartı'nınn 7. bölümü çerçevesinde bir veya birden çok suçun işlenmesi ihtimalini dikkate alarak soruşturma açılması için konuyu savcıya intikal ettirmesi hâlinde de söz konusu olur (md. 13/b).

Uluslararası Ceza Mahkemesi, 18 yaşından küçük olmayan gerçek kişileri yargılar (md. 25). Bu yüzden devlet başkanları dahil, hiç kimse için ve bu arada hiçbir üst düzey görevlisi bakımından yargı bağışıklığı söz konusu olamaz. Nitekim, bir devlet kovuşturma yapma arzu ye isteğini göstermez veya bu konuda sessiz kalırsa, Uluslararası Ceza Mahkemesinde açılan davada Mahkeme'nin Statü'nün 1. maddesine göre, ulusal mahkemelerin tamamlayıcısı bir mahkeme konumunda olduğundan bahisle, devlet olarak sahip olduğu öncelikli yargılama yetkisini ileri süremez (md. 17-a). Buna karşılık, devletin mahkemenin görev alanına giren suçlarda failin fiilini kasten işlemesi hâlinde sorumlu olacağı kabul edilmiş olup, cezaî sorumluluğu kaldıran haller ayrıca belirtilmiştir (md. 31).

Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin görevine giren suçların unsurlarının tanımının resmen yapılarak mahkemenin yapacağı yoruma yardımcı olması öngörülmüş olup (md. 9), bu görev Üye Devletler Meclisi tarafından üçte iki çoğunluk kararıyla gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, bu suçlarda zamanaşımının işlememesi kuralı benimsendiği gibi, suçta ve cezada kanunilik prensibi (md. 23) kabul edilerek kıyas yasaklanmış ve Anlaşmada Öngörülen cezalardan başka ceza verilmemesi ilkesi geçerli kılınmıştır. Bunun sonucu olarak, kuralların zaman itibariyle uygulanmasında anlaşmanın yürürlüğe girmesinden önce fiiller mahkemenin görev alanı dışında bırakılırken (md. 11), yargılama sırasında anlaşmada yapılacak değişikliklerde ise, eski ve yeni kuraldan sanığın lehine olan kuralın uygulanması esas alınmıştır.

Gıyabî yargılamanın kabul edilmediği bu sistemde, fail yargılamayı sürekli sabote etmesi nedeniyle hakkında alınan karar hariç, duruşmalarda hazır bulunmak zorundadır (md. 63). Yargılamanın sanık haklarına saygılı olması ve tanıklar ile mağduru koruyacak şekilde yürütülmesi gerekir (md. 64).

Mahkeme Önündeki yargılamada bir devlet bilgilerin açıklanmasının ulusal güvenliğini tehlikeye düşürme ihtimali bulunması halinde müdahalede bulunma hakkına sahip olup (md. 72/1), devlet, savcı, müdafi ve yetkili dava dairesi, istemi değiştirmek, istenen bilgileri başka bir kaynaktan sağlamak, tamamı yerine Özetini vermek ya da gizliliği korumak veya gizli celse yapmak gibi yöntemlerle bu sorunu çözmek zorundadır (md. 72/5).

Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin görevine giren suçlarda, gerek ön soruşturma ve gerekse son soruşturma aşamalarında, devletler mahkeme ile en geniş biçimde işbirliği yapma yükümlülüğünü üstlenmişlerdir (md. 86). Üye devletlerin tüm makamları, mahkeme tarafından istenen bilgilerin gizliliğine riayet etmek zorunda olup (md. 87/3), bu yüzden her devletin tam bir işbirliği sağlamak için ulusal mevzuatında gerekli düzenlemeleri yapması gerekmektedir. (md. 88). Mahkeme hükümetler arası örgütlerden her türlü bilgi ve belgeyi isteyebileceği gibi (md. 87/6), üye olmayan devletleri de işbirliğine davet edebilir (md. 87/5). Mahkememin sunduğu delilleri dikkate alarak savcının istemi uygun bulması halinde bir devletten şüpheliyi yakalayıp kendisine teslim etme kararı alabilir (md. 58). Üye devletler bu karara uymak ve ilgili kişileri teslim etmek zorundadır (md. 89).

Böylece Mahkeme Statüsü, Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi Statülerinde olduğu gibi, iki devlet arasındaki suçluların iadesinden farklı bir durum olduğunu vurgulamak için iade yerine (extradition), mahkeme ile ilgili olarak açıkça teslim etme (surrender) deyimini kullanmıştır (md. 102). Bu yüzden, istem halinde mahkemeye vatandaş da dahil tüm istenen kişiler teslim edilecektir (md. 89).

Mahkeme failin fiili işlediği kanaatine ulaşması halinde, suçun ağırlığı failin kişisel durumu gibi gerekçelerle Yargılama Usul ve Delil Yönetmeliğine göre cezayı belirler (md. 78). verilebilecek cezalar 77. maddede düzenlenmiş olup, bunlar 30 yıla kadar hapis, fiilin özel ağırlığı ile failin kişisel durumunun hakh göstermesi halinde ömür boyu hapis cezalan olup, bu cezalara Yargılama Usul ve Delil Yönetmeliğinde öngörülen ölçütlere göre belirlenecek bir para cezası ile iyi niyetli üçüncü kişilerin haklarına zarar vermemek kaydıyla cürümden doğrudan veya dolaylı olarak sağlanan menfaat, mal ve sermayenin müsaderesi eklenebilir.

Buna karşılık, bir yıl önceden bildirmek kaydı ile, bir üye devlet isterse, Mahkeme'nin kendi topraklan veya vatandaşları üzerindeki yargılama yetkisine son verebilir. Ancak, bu karar, açılmış davalara bakılmasına ve Mahkemeye yardım yükümlülüğüne engel teşkil etmeyecektir (md. 26). Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargılama usulü Statü'ye taraf bir devletin ya da Güvenlik Konseyi'nin başvurusu ya da Savcının kendiliğinden soruşturma açması ile başlamaktadır (md. 13-15 ve 53). Savcı iddianamesini Hazırlık Dairesine sunmakta ve anılan Dairenin uygun görmesi durumunda, suç failinin tutuklanması ve mahkemeye çıkarılması konusunda karar alması söz konusu olmaktadır (md. 18 ve 58). Daha sonra suç faili ile ilgili ilk duruşma, kendisine isnat edilen suçu bildirmek üzere Hazırlık Dairesince yapılmaktadır (md. 61). Suç failinin yargılanması gereği sonucuna varılırsa sanık Mahkeme Başkanının oluşturacağı bir Birinci Derece Dairesine yargılanmak üzere sevk edilmektedir (md. 61/11). Mahkeme kararını oybirliği ile alma çabası sarf etmekle yükümlü olup, bu olanaklı değilse karar oyçokluğu ile alınmaktadır (md. 74/3). Mahkeme'nin vereceği ceza hapis cezası ile sınırlı olup, bu ceza olağan olarak en fazla 30 yıl ve çok ağır suçlar için müebbet hapis olabilmektedir (md. 77) Kararlara karşı istinaf ve karar gözden geçirme yolları açıktır (md. 81-84). Cezaların çekilmesi bu görevi yüklenmeyi kabul eden devletler arasından Mahkemece seçilen devlette gerçekleştirilmektedir (md. 103).

Statü'de askeri komutanın emrindeki astların fiillerinden ve sivil hiyerarşik amirlerin de emrindeki astların fillerinden sorumlu tutulması ilkesi benimsenmiştir (md. 28/2).

IV) Mahkeme'nin Yetki Alanı

a) Mahkeme'nin Kişi, Konu ve Zaman Bakımından Yetkisi

Uluslararası Ceza Mahkemesinin kişiler bakımından (ratione personae) yetkisi gerçek kişileri kapsamaktadır (md. 25/1). Mahkeme yetkisine giren suçlarla ilgili olarak suçu bizzat işleyen, işlenmesini emreden, isteyen ya da özendiren, suçun işlenmesine yardımcı ya da ortak olan ya da herhangi bir biçimde suçun işlenmesine ya da teşebbüsüne katılan, soykırım suçu ile ilgili olarak da bu suça doğrudan ve kamu önünde özendiren kişileri yargılama yetkisine sahiptir (md. 25/3). Ancak, suçun işlendiği sırada 18 yaşını doldurmayan kişiler bakımından yargı yetkisine sahip değildir (md. 26). Buna karşılık, Devlet Başkanı, Hükümet Başkanı ve Hükümet üyesi olmak dahil resmî görevde olmak, Mahkeme'nin yetkisini kaldırmadığı gibi (md. 27), askerî lider ya da üst düzey yöneticilerin emir ya da otoritesi altındaki kişilerin anılan üstlerinin bilgisi dahilinde ya da bilgisi dahilinde olması gereken durumlarda, eğer anılan üst gerekli ve makul engelleyici önlemler almadıysa, bu üstler de kişisel olarak cezaî sorumlu tutulmaktadır (md. 28).

Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin suçlar bakımından (ratione materiae) yetkisinin kapsamında, yukarıda daha ayrıntılı olarak belirtildiği gibi, soykırım suçu, insanlığa karşı suç, dar anlamda savaş suçu ve saldırı suçu yer almaktadır (md. 5/1). Ancak, saldırı suçunun, Statü'nün yürürlüğe girmesinden 7 yıl sonra koşullarının ve uygulamaya konulmasının saptanmasına kadar, mahkemece bir işleme bağlı tutulması askıya alınmış bulunmaktadır (md. 2 ve 121-123). Anılan suçlarla ilgili olarak soykırım suçu ve insanlığa karşı suçun barış zamanı ya da savaş zamanı işlenmesinin olanaklı bulunduğunun ve dar anlamdaki savaş suçlarının da uluslararası silâhlı çatışmaları ve uluslararası olmayan silâhlı çatışmaları kapsadığının altını çizmek uygun olacaktır. Statü'nün 12/1. maddesi, Statü'ye taraf olan bir devletin 5. maddede belirtilen suçlarla ilgili olarak Mahkeme'nin yetkisini kabul ettiğini bildirmektedir.

Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü yer bakımından (ratione loci) hiçbir hüküm içermemekle tüm evrende işlenecek suçları kapsar görünmektedir.

Mahkeme'nin zaman bakımından (ratione temporis) yetkisine gelince, Mahkeme Statüsü yürürlüğe girdikten sonra işlenen suçlar bakımından yetkili olacaktır (md. 11).

Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin, Güvenlik Konseyi kararları ile kurulan Eski Yugoslavya ve Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemelerinin durumundan farklı olarak, devletler bakımından yetkili olabilmesi, ilke olarak, Statü'yü onaylayan devletler için geçerlidir.

Mahkeme Statüsü'nün 12. maddesi, devletlerce iki yolla Mahkeme'nin yargı yetkisinin kabul edilebileceğini öngörmektedir:

i) Statü'ye taraf olarak (md. 12/1),

ii) Statüye taraf olmadan Mahkeme'ye bir bildirim yaparak belirli bir suç için Mahkeme'nin yargı yetkisinin kabul edildiğini açıklayarak (md. 12/2-3),

iii) Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin yargı yetkisinin kapsamını devletlerin Mahkeme Statüsü ile bağlı olup olmama durumlarına göre değerlendirildiğinde, bir devlet Statü'ye taraf olmadan da aşağıdaki durumlarda siyasal ve yönetsel yetkililerinin, askerlerinin ve öteki yurttaşlarının Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargılanması olanağı vardır:

-Güvenlik Konseyi'nin BM Anlaşması'nın VII. Bölümü çerçevesinde hareket ederek bir durumla ilgili suç faillerini Mahkemeye sevk etmesi;

-Statü'ye taraf olmayan bir devletin yetkililerinin ve yurttaşlarının Statü'ye taraf bir devlet ülkesinde anılan suçları işlemesi ve bu sonuncu devletin bu durumla ilgili suç faillerini mahkemeye sevk etmesi.

Böylece, örneğin, bir devletin ülkesinde geçen ve uluslararası olmayan silâhlı çatışma niteliği de tanımadığı bir durumun, Güvenlik Konseyi'nce uluslararası barışı ve güvenliği bozan ya da tehlikeye düşüren bir durum olarak değerlendirilmesi ve suç faillerinin Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne sevk edilmesi olanaklı görünmektedir. Yine, Statü'ye taraf bir devletin yurttaşlarının Statü'ye taraf olmayan bir devlet ülkesinde katıldığı bir soykırıma ya da silâhlı çatışmalara bağlı olarak yurttaşlarının Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne sevkini sağlamak suretiyle Statü'ye taraf olmayan bir devletteki kimi olayları uluslararası düzeye taşıması olanağı doğmuş görünmektedir. Uygulamanın ve mahkeme içtihadının tam olarak ne yönde oluşacağım ise, zaman gösterecektir.

b) Tamamlayıcılık (Complementarity) İlkesi

Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü'nün 1. maddesine göre, Mahkeme, sürekli ve ulusal ceza mahkemelerinin tamamlayıcısı bir mahkeme olarak kurulmuştur. Statü'nün 17/1. maddesi uyarınca, eğer Statü'de öngörülen bir suç yetkili devlette soruşturma ya da kovuşturma konusu olmuşsa, ilgili devletin bunu sürdürme istek ve yeteneği olmaması durumları hariç, Uluslararası Ceza Mahkemesi yetkisizlik kararı vermek zorundadır. Başka bir deyişle, bu durumlarda ulusal mahkemelerin önceliği vardır. Öte yandan, aynı 17/1. madde uyarınca, eğer Uluslararası Ceza Mahkemesi önüne getirilen suçun faili, aynı fiili nedeniyle daha önceden yargılanmışsa ya da fiili yeterince ağır bir suç oluşturmuyorsa, Uluslararası Ceza Mahkemesi yine yetkisizlik kararı verebilecektir. Her haliyle Statü'nün 20. maddesi ne bis in idem ilkesini teyit etmek suretiyle bir kişinin aynı suç nedeniyle iki kez yargılanamayacağını öngörmektedir. Statü, bir mahkeme önünde daha önce yargılanmış bir kişinin Mahkeme önünde yeniden yargılanabilmesinin ancak bu mahkemenin suçları cezaî sorumluluktan kurtarmak için yapılmış olması veya mahkemenin uluslararası hukukun öngördüğü, adil yargılama için gerekli garantilerden yoksun olması, tarafsız ve bağımsız olmaması hallerinde mümkün görmektedir, (md.20/3). Mahkeme'nin yetkisine ya da bir davanın kabul edilebilirliğine, sanık, ulusal yargı yetkisine sahip devlet ya da Mahkeme'nin yetkisini kabul etmiş Statü'ye taraf olmayan bir devlet itiraz edebilecektir (md. 19).

Bir konu Güvenlik Konseyi Önünde bulunduğu zaman, eğer Güvenlik Konseyi BM Anlaşması'nın VII. Bölümü çerçevesinde mahkemeden soruşturma ve kovuşturma yapmamasını bir kararı ile isterse mahkeme 12 ay süresince işlemlerini askıya almak zorundadır (md. 16). Güvenlik Konseyi aynı koşullarda kararını yineleyebilmektedir.

V) Mahkeme'nin Görev Alanına Giren Suçlar

İnsanlığa karşı suçlar, barışa karşı suçlar ve savaş suçlan, hukukî konulan bakımından uluslararası ceza hukuku alanına giren suçlardır. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin görev alanına bu suçlar ayrıntılı bir şekilde dahil edilerek, bu suçları ulusal mahkemelerle görev paylaşımı içinde Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin kovuşturması esası benimsenmiştir.

Roma Statüsü'nün en önemli özelliği, uluslararası hukukun ağır ihlâlini oluşturan suçları belli bir sistem içerisinde düzenlemesi ve bir sistematiğe tâbi tutmasıdır.

Bu çerçevede, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin yetki alanın giren suçlar soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçudur.

a) Soykırım Suçu

Statü'nün 6. maddesinde düzenlenen bu suç, Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü'nün 4. maddesinde de yer almaktadır. Burada verilen tanım, Türkiye'nin de taraf olduğu 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi'nden alınmış bulunmaktadır. Ulusal, dini veya etnik grubun üyelerinin öldürülmesi veya grup üyelerine zihinsel veya bedensel ağır cezalar verilmesi, kısmen veya tamamen fizikî yıkıma neden olan zor şartlara bu cemaatlerin kasten tâbi tutulması bu tür gruplar bünyesinde doğumu engelleyecek önlemlere gidilmesi, bir grubun çocuklarının zorla diğer gruplara verilmesi soykırım suçu kapsamına girer.

b) İnsanlığa Karşı Suçlar

Bu suçlar gerek savaş gerekse barış döneminde silâhlı bir ulusal ya da uluslararası mücadele sırasında işlenebilir. Bu suçların soykırım suçundan ayrı düzenlemesinin nedeni, soykırım cürümleri belli bir gruba, cemaate üye olma ön şartını içermektedir. Bu suçlar, bir saldırı sebebiyle sivil halka karşı yapılan genel bir saldın ya da sistematik saldırılar nedeniyle işlenen suçlar olmaktadır. Bu suçlar;

a) Adam öldürme,

b) Top yekûn imha etme,

c) Esarete mahkûm etme,

d) Halkın bir kısmını tehcire ya da nakle zorlama,

e) Uluslararası hukukun temel hükümlerini ihlâl ederek hapsetme veya bedensel hürriyeti ağır bir şekilde ortadan kaldırma,

f) Irza geçme, cinsel esaret, zorla fuhuş yaptırma, zorla gebe bırakma, zorla kısırlaştırma ya da bunlara benzeyen değişik ağır cinsel suçlar,

g) İşkence,

h) Siyasî, ırkî, ulusal, etnik, kültürel, dini veya yukarıda belirtilen cinsel nedenlerle bir grup veya diğerlerinden ayrılabilen herhangi bir topluluğa zulüm etme etme,

i) Zorla kişileri ortadan kaybetme,

j) Ayrımcılık (apartheid),

k) Fizikî veya ruhsal bütünlüğe ağır zarar verme ya da büyük ızdırap çektirme şeklindeki insanlığa aykırı diğer davranışlardır.

b) Savaş suçları

Savaş suçları Statü'nün 8. maddesinde düzenlenmektedir. Savaş suçlarının siyasî bir çerçevede veya plânda ya da yaygın bir şekilde işlenmesi durumunda Uluslararası Ceza Mahkemesi yetkili olmaktadır.

8. maddede de, uluslararası silâhlı çatışma ile uluslararası olmayan çatışmalar sırasında işlenen suçlar bakımından bir ayrım yapılmaktadır. Uluslararası suçlar içinde savaş suçları çok eskiden beri tanımlanıp kabul edilen suç türleridir. Bunların büyük bir kısmı daha Önce Lahey Düzenlemesi ve Cenevre Anlaşması’nda tanımlanmıştır. Buna karşılık, Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü'nde kabul edilen tanım daha sınırlı bir tanımdır.

Savaş suçlarından anlaşılması gerekenler ise 8. maddenin 2. bendinde açıklanmıştır. Buna göre,

aa) Bu suçlar, 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi'nde Öngörülen ağır suçlar olup, Cenevre Sözleşmesi hükümleri ile koruma altına alman kişi ve mallara karşı işlenmeleri söz konusu olabilir. Sözleşme'nin 8. maddesinin 2-a bendinde 9 alt başlık altında sayılan bu fiiller, 12.8.1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri esas alınarak belirlenmiştir. Bunlar, bu Sözleşmelere göre, yaralılar, hastalar, kazazedeler, savaş esirleri ve siviller ile korunan mallardır. Bu kişi ve mallara karşı işlenen suçlar, savaş suçları kapsamında korunan kişilere karşı işlenen suç sayılır. Bunlar;

1 -Kasten adam öldürme,

2-Gayri insanî muamele ve işkence,

3-Biyolojik deneyler, insanların fizikî ve ruhî bütünlüğüne ağır bir saldırı veya büyük ızdırap verme şeklindeki kasıtlı fiiller,

4-Askerî zorluklarla bağdaşmayacak şekilde malların yok edilmesi veya mülkiyetinin ortadan kaldırılması,

5-Savaş esirini veya benzeri şekilde korunan kişiyi yabancı bir devletin askerlerine hizmet etmeye zorlamak ve kişiyi savaş esiri konumuna getirmek,

6-Bir savaş esirini veya benzeri korunan kişiyi tarafsız ve usulüne uygun bir şekilde yargılama hakkından mahrum etmek,

7-Yasadışı tutuklama, nakil veya tehcir olayları,

8-Esirleri öldürme, fiilleridir.

bb) Uluslararası hukuk kurallarına göre, uluslararası silâhlı çatışmalara uygulanabilen kanun ve gelenek hukuku kurallarının ağır ihlâlleri de savaş suçları içinde yer alır. Bu ihlâller şu şekilde sıralanmıştır:

1-Sivil halka karşı bilinçli saldırı,

2-Korunan yer veya kişilere kötü muamele sayılabilecek bilinçli saldırılar,

3-İnsancıl hizmetlerde veya BM Şartı'na uygun olarak barışı korumak ya da insanî yardım misyonları çerçevesinde kullanılan personele, yerleşim yerlerine, mallara, birimlere veya araçlara kasten saldırı, bombalama fiilleri.

d) Saldırı suçu

17 Temmuz 1998 tarihinde Roma'da kabul edilen Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü'nün 5. maddesine göre, Mahkeme'nin yetki alanına giren suçlardan birisi de saldırı suçudur. Ancak Mahkeme'nin bu suç ile ilgili yetkisini kullanması, Statü'nün yürürlüğe girmesinden 7 yıl sonra yapılacak gözden geçirme konferansında suçun tarifinin yapılmasına ve Mahkeme'nin yargı yetkisini kullanabilmesinin şartlarının tespit edilmesine bağlı kılınmıştır. Saldırı suçunun tanımının BM Şartı'nın ilgili hükümleri ile bağdaşması gerektiği de bu madde hükmünde yer almaktadır.
Merkezi Lüksemburg da bulunan Avrupa Adalet Divanı, ( European Court of Justice) Avrupa Birliğinin ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğunun yargı kurumudur ve Avrupa Birliği bünyesi içinde yer alan en yüksek mahkemedir.

Avrupa Adalet Divanının başlıca görevi, birlik kurallarının hukukiliğini incelemek ve Avrupa Birliği Hukukunun aynı şekilde yorumlanmasını ve uygulanmasını sağlamaktır. Divanın görevine giren davalar; ihlâl davası, iptal davası, hareketsizlik davası, ön karar davası, tazminat davası, personel davası, Avrupa Yatırım Bankasını ilgilendiren davalar, Ulusal Merkez Bankalarının Yükümlülüklerine ilişkin ihlâl davası, tüzüklerin cezai hükümlerinin uygulanması konusunda açılan davalar, fikri mülkiyet haklarını konu alan anlaşmalar temelinde kabul edilen tasarrufların uygulanması ile ilgili davalar olarak sıralanabilir.

Adalet Divanı, Avrupa Birliği Adalet Divanı Statüsü’nde yer alan kurallar uyarınca, daireler veya Büyük Daire olarak toplanır. Adalet Divanı, Statüsü’nde belirtilen durumlarda genel kurul halinde de toplanabilir.

Adalet Divanı 27 hâkim ve 8 hukuk sözcüsünden oluşmaktadır. Hukuk sözcüleri, Avrupa Birliği Adalet Divanı Statüsü uyarınca katılımının gerekli olduğu davalarda, tam bir tarafsızlık ve bağımsızlık içinde hareket ederek, aleni oturumda gerekçeli görüşlerini sunmakla görevlidirler.

Adalet Divanı hâkimleri ve hukuk sözcüleri, bağımsızlıklarından şüphe edilmeyen ve kendi ülkelerinde en yüksek yargı makamlarına atanmak için gerekli niteliklere sahip kişiler veya yetkinlikleri kabul edilmiş hukukçular arasından, üye devlet hükümetlerinin mutabakatıyla, altı yıllık bir süre için atanırlar. Hâkimler, kendi aralarından üç yıllık bir süre için Adalet Divanı Başkanı’nı seçerler.

Adalet Divanı, hukuki meselelerinin üzerine gider ve üye devletlerin kanunlarının Avrupa Antlaşmalarına uygun olup olmadığına karar verir. Divan, üye ülkelerin birinin antlaşmalara aykırı davrandığına karar verebilir ve bu gibi bir durumda antlaşmalardan doğan yükümlüklerini yerine getirmeyen ülkeye uyarı ve para cezası verebilir.

Avrupa Birliği Adalet Divanı, Antlaşmalar’ın yorumu ve Birlik kurum, organ, ofis veya ajanslarının tasarruflarının geçerliliği ve yorumu hakkında ön karar verme yetkisine sahiptir. Bu tür bir sorunun bir üye devlet mahkemesinde ortaya konması halinde, bu mahkeme kendi kararını vermek için konuya ilişkin bir karara gerek duyarsa, Adalet Divanı’ndan bu sorun hakkında karar vermesini talep edebilir. Bu tür bir sorunun, iç hukuka göre kararlarına karşı kanun yolunun kapalı olduğu bir ulusal mahkemede görülmekte olan bir davada ortaya konması halinde, bu mahkeme Divan’a başvurmakla yükümlüdür. Bu tür bir sorunun bir üye devlet mahkemesinde görülmekte olan tutuklu bir kişiyle ilgili bir davada ortaya konması halinde, Avrupa Birliği Adalet Divanı mümkün olan en kısa sürede harekete geçer.

Ön-karar prosedürü gereği Adalet Divanı’na başvuru hakkı sadece yerel mahkemelere tanınmış olup, yerel mahkemelerde davayı açan kişilerin veya davalıların Adalet Divanı’na başvurma hakları yoktur. Yerel mahkeme gerekli gördüğü takdirde taraflar istemeseler bile, bir davada dava konusu uyuşmazlığın çözümü için meseleyi bekletici sorun yaparak ön-karar prosedürü gereği Adalet Divanı’na götürebilir. Avrupa Birliği’ndeki davaların çoğu bu prosedür içinde sonuçlandırılmaktadır. Öte yandan bu süreç birlik hukukunun temel nitelikleri arasında yer alan Avrupa Birliği hukuk kurallarının doğrudan etkili olması ilkesinin oluşmasını sağlayan yasal bir araç olmakta ve yerel merci ve mahkemeler aracılığıyla iç uygulamada birlik hukukunun homojenliğini sağlamaktadır.

Avrupa Adalet Divanı içerisinde Genel Mahkeme, üye devletler, Avrupa Birliği kurumları veya Avrupa Merkez Bankasının davacı olarak yer aldığı davalara, ilk derece mahkemesi olarak bakmaya yetkilidir. Genel mahkeme tarafından verilen kararlar, hukuki meselelerle sınırlı olmak kaydıyla Statü’de öngörülen sınırlamalar ve şartlar dahilinde Adalet Divanında temyiz edilebilir.

Genel Mahkeme, ihtisas mahkemelerinin kararlarına karşı açılan davalara bakmaya yetkilidir. Genel Mahkeme tarafından bu kapsamda verilen kararlar, Birlik hukukunun birliğinin ve uyumunun ciddi bir şekilde etkilenme riskinin bulunması halinde, Statü’de öngörülen şartlar ve sınırlamalar dahilinde, istisnai olarak Adalet Divanı tarafından yeniden incelenebilir.

Genel Mahkeme, Statü’de yer alan belirli alanlarda, ön karar için kendisine gönderilen sorulara bakmaya yetkilidir. Genel Mahkeme, davanın Birlik hukukunun birliğini veya uyumunu etkileyebilecek bir ilke kararı gerektirdiği kanısına varırsa, davayı karar vermesi için Adalet Divanı’na gönderebilir. Genel Mahkeme’nin ön karar için kendisine gönderilen sorulara ilişkin olarak verdiği kararlar, Birlik hukukunun birliğinin veya uyumunun ciddi bir şekilde etkilenme riskinin bulunması halinde, Statü’de öngörülen şartlar ve sınırlamalar dahilinde, istisnai olarak Adalet Divanı tarafından yeniden incelenebilir.

Genel Mahkeme hâkimlerinin sayısı, Avrupa Birliği Adalet Divanı Statüsü’nde belirlenir. Statü, Genel Mahkeme’ye hukuk sözcülerinin yardımcı olmasını öngörebilir. Genel Mahkeme üyeleri, bağımsızlıkları şüphe götürmeyen ve yüksek yargı makamlarına atanmak için gerekli niteliklere sahip kişiler arasından üye devlet hükümetlerinin mutabakatıyla, altı yıllık bir süre için atanırlar. Üyeler, her üç yılda bir kısmi olarak yenilenir. Hâkimler, kendi aralarından üç yıllık bir süre için Genel Mahkeme Başkanı’nı seçerler.

Avrupa Parlamentosu ve Konsey, olağan yasama usulü uyarınca hareket ederek, belirli alanlarda açılan davalara ilk derece mahkemesi olarak bakmak üzere, Genel Mahkeme’ye bağlı ihtisas mahkemeleri kurabilir. Bir ihtisas mahkemesinin kurulmasına ilişkin tüzük, bu mahkemenin oluşumuna ilişkin kuralları ve kendisine verilen yetkinin kapsamını belirler. İhtisas mahkemeleri tarafından verilen kararlara karşı, hukuki meselelerle sınırlı olmak kaydıyla veya ihtisas mahkemesinin kurulmasına ilişkin tüzükte öngörülmesi halinde, esasa ilişkin konularda da, temyiz için Genel Mahkeme’ye gidilebilir.

İhtisas mahkemesi üyeleri, bağımsızlıkları şüphe götürmeyen ve yargı makamlarına atanmak için gerekli niteliklere sahip kişiler arasından seçilir. Üyeler, Konsey tarafından oybirliğiyle atanır.